Seninle hep birbirimizi özleyeceğiz…
Kavuşmak
isteyip, duvar kenarlarında ağlayacağız…
Elimizi
sıkacak, gözyaşlarımıza hâkim olamayacağız…
Arkadaş
sohbetlerinde, aklımız fikrimiz ‘bizde’ olacak, ‘Ne demiştin?’ diye
tekrarlayacağız…
Aslında
ikimizde çok sevdik.
İkimizde derinlemesine
yaralandık…
Birbirimizi
anlamadık. Dinlemedik…
Zaten
dinlemeden de anlayamazdık…
Biz de;
Dinlemedik…
Anlamadık…
Ama hep
sevdik…
Özledik…
Pişmandık…
Tanışmamızı
hatırlıyorum da, tesadüflerde hep bir mantık gizli. Yaşanan günleri de
anımsayınca anılar ne denli sevimli bazen de sinirli…
Bir sigara
yakıp arabayı başka bir yola doğru sürdüm… Gözlerim otostop çeken bir adama
takıldı. Yavaşladım ve durdum. Yıllar zincirinden ne kadar geçmiş olsak da onu
tekrar göreceğim aklıma gelmezdi. Yanlış zamanda gelen ve erken biten ağır bir
ilişkinin kötü karakteri… Eski sevgilim. Ona ‘eski’ demek, yıllara meydan
okumaktan öte, savaşıp cephe açtığım ve sadece kendimi harap ettiğim anlara
hüküm aslında.
Ona hitabım
ayrılıktan sonra dağınıklı saçlı adam olarak kaldı. Ayrılığımızın ardından saçlarını
biraz daha kestirmişti. Kahverengi bilekliğini hiç çıkarmazdı. Yine kolundaydı.
Dağınık saçlı adam, beni evine davet ettiği o gece, kendimde değildim. Lacivert
takım elbisesiyle beni büyülemişti. Tıpkı eski günlerde meyhanede içip, bana
anlattığı hikâyelerdeki dinlemeyişim gibi gözlerine dalıp durdum... Kısacık
saniyeler süren bir düelloda karşı karşıyaydık. Konuşmadık. Sustuk. Silahlarımızı
çıkarmadık. Sadece gözlerimizin içine baktık. Bir şeyler söylemeye ne onun
dili, ne de benim dilim vardı. Dudakları dayanamadı ve maziyi deşerek söylendi,
tüm anıları yüzüme vurarak… Cümleleri
sertleşti. Ne sözlerine sahip çıkabildi, ne de gözyaşlarına… Sihirli cümleleri
içime işledikçe işledi. Gözlerimin önünde binlerce kez öldü sanki… Onunla yaşanmamış
bir masalın kahramanıydık. Ne denli bitireceğimiz belli değildi. Son dakika anlarını yaşardık. Şimdi
hatırlıyorum da bu karşımda duran beden, beni etkilemiş cidden…
‘Çık!’ dedi.
Çantamı aldığım gibi çıkacak olmam aniydi.
‘Dur!’ dedi.
Bir şey demeyecek misin edasında öylece baktı.
Ne
diyebilirdim ki çık’arsızca…
‘O adamla
mutlu musun?’
- Senden
sonra hayatıma dağınık saçlı bir adam girmedi. Gidince haber vermeyen, aylarca
gelmeyen biri olmadı. Kötü bir karakterdin sen sevgilim. Gizemliliğinle
kaybolur, eşsiz bilinmezliğinde uçardın. Beni umursamaz, yok sayardın. Biz,
‘biz’dik ama mutlu olamıyorduk. Birbirimizi ‘biz’ var diye ezberlettirip,
tartışmalarımızda canlandırıyorduk.
‘Affet beni…
Yanıma gel, Benimle burada kal. Ondan vazgeç. Bensiz sanki mutlusun…’
Biz onunla
boş/andık. Sadece boş andık…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder