16 Mart 2015 Pazartesi

SİZ DE FARK ETTİNİZ



       Psişik ve enerji olayları ile ilgili efsaneler, söylentiler çok fazladır. Kayıp kıta Mu, Atlantis, Andromeda, Pleiadesliler, Sirius gibi birçok yer-gök olayı insanların günümüzde ilgi alanı oldu. Bunun modern hali meditasyon ve yogalarda devam etti. Araştırma ruhunu yitirmeyen, sürekli keşfetmek ile bakan insanlar bu olayların üzerine elbetteki gittiler. Söylentiler doğruluk derecesini her ne kadar bilim insanları tarafından net olarak kanıt niteliğinde ifade etmese de his denilen kanıt bulunduramayıp varlığına ve doğruluğuna inandıran bir şey var. Dünya da böyle, yaşam gibi. Gerçek nedir tam bilinemiyor. Atatürk genel kabulleri olmasa bile' bu akıl dışıdır' demeden çalışıp olabilirliği üzerine kafa yoran bir liderdi. Lider dediğin inanılmaz bir öngörüye sahip olmalıydı zaten. Türkler'in de kökeninin Mu kıtasından geldiği söylentileri, Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırıldı.
Sizlerde bir şeyler zaman zaman düşünüyor, gök ile temas kuruyorsunuzdur. Dualarınız bazen bir dağa bakarak bazen de göğe haykırarak olur. Anlam veremediğiniz çoğu hareketiniz önceki yaşamınızla alakalıdır. Araştırıcı olmak her zaman irdelemek ve keşfetmek adına bakmak sizin doyumunuz adına en rahat itibarınızdır. Herkesi dinleyin, her şeyi okuyun, her yere gidin ama muhakkak kendi akıl süzgecinizden geçirip, iç dünyanız ile konuşun.

       Okuyarak, düşünerek, sorgulayarak kendinizi yeniden yaratabilirsiniz... Siz bu güce sahipsiniz. Bunun edebiyatımızda da örnekleri vardır. Jack London gibi. Jack London yoksulluk içerisinde geçirdiği çocukluk yıllarından itibaren öğrenmek için dünyaya geldiğini düşündüğü için tüm yaşamı boyunca sürekli okudu. Okuma ve öğrenme aşkı onun dünya çapında beğenilen ve çok okunan bir yazar olmasını sağladı.

Azmin olduğu yerde şansta başarı da her daim onunladır. Türkiye için büyük bir kapı açıp bu dünyadan giden önemli bir isim var. Her  geçen zaman bu isim daha da bilinecek ve araştırılacak. Üzerine düşünülecek. Bu adam neler yapmış böyle diye… Bu isim Bedri Ruhselman. İlahi Nizam ve Kainat (2013) adındaki son kitabı 54 yıl saklı tutulup, kendisinin vefatından 53 yıl sonra yayımlanmıştır. Efsane ve söylemlerde dünya rayından çıkmak üzere olduğunda hakikat öğrenilmeye başlandığı ve insanlara verilen yetenekler - güçler kullanabilinir duruma geldiği vakit insanları uyandırmak adına bir kitabın geleceği, dünyayı değiştireceği, insanlara öncülük edeceği,  hakikatı göstereceği ifade edilmişti. Bu bahsedilen kitabın İlahi Nizam ve Kainat olduğu söylenir.
Neden İlahi Nizam ve Kainat Tūrkçe olarak geldi? Neden Bedri Ruhselman bir Türk olarak doğdu? Unutmayınız, milletlerin tekamülü vardır. Türk olarak doğmak ayrıcalıktır ve Türk milletinin dünyaya yapacağı çok büyük görevler vardır. Türk milleti özeldir. İlahi Nizam ve Kainat büyük mesajlar içermektedir. Onu anlamak bilgeliğiniz için büyük deneyimdir.
Sizde artık fark ettiniz. Dünya bu değil sizin istediğiniz, yaşadığınız, hissettiğiniz  tam anlamıyla bu değil...
Bir mistik kokuda, bir bakışta, bir antik şehirde, güneşin doğuşu, ayın ışıltısında bulabiliyorsanız eğer kendinizi siz bu dünyalı değil vazifeli varlıksınızdır. Değerlisiniz.
İçinize doğan bir hissi saklar, ummaz ve gerçekleştiğini gördüğünüzde kendinize anlık bakar sonra geçiştirir gidersiniz. Niye gittin? Özüne dön sevgili varlık. Derinlemesine düşün. Sen kimsin? Nasıl öngördüklerin gerçekleşir? Nasıl hislerin kuvvetlidir? Bu normal midir?
Hayır! Siz özelsiniz. Değerinizi biliniz, kendinizi seviniz. Doğayı kucaklayınız - özünüzü hatırlayınız. Sadece kendiniz için bir şeyler yaptığınızda mutlu değilseniz, paylaşımlarla mutluluk hissine erişebiliyorsanız sizin görevleriniz vardır.
Gereksiz olduğunu düşündüğün bir çok duygun seninle birlikte hep gelir ama aklın - yüreğin neticeyi farkedebiliyorsa ve bunu sadece iç dünyanda kendine itiraf edebiliyorsan senin görevlerin vardır varlık... (…ve zamanın)
Sürekli ağır olaylar yaşıyorsan ve hepsi ard arda geliyorsa mutluluktan sürekli kısılıyor ve derinlemesine düşündüğünde bol para ve kriterci yaşamın insanı mutlu edemeyeceğini anlıyorsan senin görevlerin vardır varlık...
Sürekli ölümün kıyısından dönüyorsan ve ölüm sana uzak - korkusuz geliyorsa senin görevlerin vardır varlık...
Tam anlamıyla doğ - yaşa - öl budur insan olmak yaşamak diye düşünmüyorsan ve dünyanın başka bir şey olduğunu hissediyor ama yine iç dünyanda hesaplaşıyorsan senin görevlerin vardır varlık… Akla düşecek sorular hissediyorum;
- O zaman biz kimiz?
- O zaman görevlerimizi nasıl bileceğiz?
- O zaman ne yapmamız lazım?
cevapları da ken'dinde, özünde ve en'sende… Hissettiğin,hesapl'aştığın vicd'anında.



SENİN İÇİN ANALİZ ÇÖZÜMLEME;
       Yaşadığın her olay seni diğer olaya sürükler. Sen sevgisin. yaradanın gözünde her şeysin. Hayat bizleri sınar. Sınavlara tabii tutar. Korkma! Asla 'asla' deme. Yaşam aslayı bizlere ispatlar. Sürekli sorgula. İyi olmandan bile şüphe et. Sorgulaman kayıtsız şartsız olmalı. Eşitce. Büyük konuşma - yetinmeyi bil. Çok isteme. Gerekeniyle iste. Şunu sor kendine; 'Hak ediyor muyum?' devreye girecek olan vicdan yolunu gösterecektir. Yaşadığın her olayda 'Ben bu olayı yaşıyorsam neyi görmem lazım?' diyerek sor ve kapını arala. Asla kapıları aralamakta zorlanmayacaksın. Asla isyan etme. Sana verilen görevlere isyan ettiğin sürece bir başka ağır olayla imtihan edilirsin. Unutma kaldıramayacağın bir yük sana verilmez. Sen vazifeli varlık gücünü sevgiden, ışığından, inancından alıyor ve arınıyorsun. Üst üste gelen ağır olaylarda sürekli tökezliyor ve devamını da yaşıyorsan fark et. Görmen gereken bir şey vardır. Onu kabul etmediğin sürece bir diğer adıma geçemezsin. Acının olduğu yerde bir şeyler yanlış gidiyor demektir. İşte bu yüzden sürekli zor günler yaşayabiliyoruz. İşte bu yüzden sözleşmeye aykırılıklar yapabiliyoruz. Yukarı ile bir sözleşmemiz var. Bir varlığa tüm sevgini verirsen onu kaybetmekle sınanırsın. Varını yoğunu bir anda yüklemen olması gereken değildir. Dünyaya boşa gelmedin. Bu dünyaya yabancı olmadığın her şey (ot,toprak, nesne) bir önceki imtihanında gördüklerindir. Gücündeki yüceliği, negatif duygularla (kin-önyargı vs.) doldurma. Çünkü yolun ışıktır, karanlığa duman olmak an meselesidir. Sizlerin özü sevgidir. Yaptığın iyiliklerle kendi geleceğinizi oluşturursun, verdiğin zararlar ve kötü düşüncelerle ise kendi kar'anlığını y'aratırsın.
Bir varlık sana kötü bir şey yaşatıyorsa sor kendine 'Bana yaşatılan bu olayı daha önce ben kime yaşattım?' Bul o haksızlık yaptığın insanı ve ruhen özür dile. Sevgi ile uğurla. Vicdan temizlemesi ve hak dengelenmesini yüreğinle yapınca tekrar görevlerini hatırlayacaksın. Kabullenişte ol, akışa bırak. İnanmaktan vazgeçme. Yüksek benliği ile bağlantıda olan insan kandırılmaz, iç sesini duyar. O kişiyi bulduğunda o aşamadaki görevin biter, fark edersin artık. Görüyorsun ve sayfa kapatılır, diğer sayfa açılır. Başka bir olay, başka insanlar ile sınanırsın. Yine aynı yolu izlemelisin. 'Ben bu olayı yaşıyorsam neyi görmem lazım? Ben bana yaşatılan bu olayı daha evvel kime yaşattım?' (duraktaki bir kadına, marketçiye, yolunu kaybeden amcaya, babana, kuzenine, tanımadığın yeni tanıştığın birine) Tanrıya dilediğim bu dilekleri hak ediyor muyum?
BULDUN - ÖZÜR DİLEDİN - FARK ETTİN...
Hayat tarafından başka olaya geçiş yaptıırlıyorsun, bir başka göreve gidiyorsun. Yine imtihan yine görevin var. Görevine aykırı geldiğin her an ters giden aksiliklerle sınanmakta olursun, sevgiden kaçma ve sevgi ile bakabil.Görmesini bildiğinde ve diğer görevlerinde farkındalıkla devam ettiğinde mutluluğu bulamadığın bu hayatın aslında neresi olduğunu görüyor olacaksın.
ÖZÜNÜ DE... Unutmayın, sevginin karşılığı Türkiye'de vicdandır. Vicdanınızla kalınız…


BEDRİ RUHSELMAN KİMDİR
Bedri Ruhselman (1898, İstanbul - 18 Şubat 1960, İstanbul), hekim, keman virtüözü ve neo-spiritüalizm'in ya da Türkçedeki adıyla, deneysel yeni-ruhçuluğun (neo-spiritualisme expérimental) kurucusudur.
Avrupa ve ABD'de spiritizm ve deneysel spiritüalizm adıyla bilinen, reenkarnasyonu ilke edinen ruhçuluğu geliştirmiş, ruhçuluğa yeni kavramlar getirmiştir. Türkiye'deki metapsişik çalışmaların öncüsü olarak kabul edilir. Hiç evlenmemiştir. Bedeni Zincirlikuyu mezarlığına defnedilmiştir.Önce noterde, sonra banka kasasında, 54 yılboyunca saklı tutulan, beklenen kitabı 2.4.2013 tarihinde MTİAD 1950 yayınevi tarafından yayınlanmıştır.
18 şubat 1960 tarihinde Harbiyedeki evinde bir kalb krizi neticesinde vefat etmiştir ( 19 şubat 1960 tarihli Milliyet gazetesi [1])


Şimdi bu müziği dinlemelisiniz; https://www.youtube.com/watch?v=vKqJe0t263A 
Nuray Şahin
AYIN IŞILTISI KİTABI YAZARI


2015 MART İSTANBUL

GEÇMİŞTEN GELEN EFSANESİN SEN


                                                                                              Fotoğraf: Nuray Şahin - ANTALYA


Deniz, yarınları derinliklerine sakladı. Tüm güzelliğiyle bambaşka bir âlem oldu.

      Seni görünce gözlerim kamaşır. Yüreğim ferahlar, umutlarım renklenir. Seni anlatmaya kelimeler yetmez. Sesin başka, gülüşün başka, kokun bambaşka… Huzur bulurum senin koynunda. Kilitlenip kalır, yüreğim adeta.
      Mavi gözlüm, sakinliğinde huzur bulurum, hırçınlığında dolar taşarım. Gözlerinde sevinç pırıltıları uçuşur. Dalgaların sesi, yüreğimi ısıtır.
      Güneş öteden beri dostun. Yıldız ve ay komşu kızın. Martılar, hiç eksilmeyen misafirin. Meltem hiç durmadan senin hikâyeni anlatır; lodosun dudağından keskin bir ıslık sesi.
      Şarkılarda hep sen, gönüllerde hep sen. Anadolu’mun üç bir köşesinde yine sen. Bu eşsiz güzellik bu toprakların bir mucizesi evvelden gelen. Her bir damlasında kardeşliği, hoşgörüyü barındıran bir efsanesin, sen.
      Akdeniz tüm heybetiyle sırtını Toroslara yaslamış. Günbatımında turunçla, portakalla cilveleşir. Limon çiçekleri ise ikramda. Kucak dolusu kokusunu yollar ona. İskelesinde balıkçı oltasını atarken, martılar yelkenlisiyle yarışır. Solmayan bir rengin var Akdeniz…
      Karadeniz’in hamsisi kıpır kıpır… Kıyısında horon teper allı güllü fistanlı kızlar. Yeşil öteden beri karasevdalı sana. Köklerinden sızan su ile haber yollar. Demlenmiş çayı, senin derinliklerine bakarak yudumlamak, ayrı bir keyif.
      Marmara nazlı bir gelin… Duvağında tarih yatar. İnce belinde hüzün… Kaç padişah eteklerinde, tarihe gönül açmıştır bilinmez. Saçların Çamlıca Tepesi’ne bakar. Ayakların Yedikule Zindanları’nda mahkûm.
      Ege’yi efelerin bir diz vuruşu derinden titretir. Ege sevdalıdır. Yüreğine serpilmiş, her bir sürmeli ada. Dalgaların coşkusu bir başkadır Ege’de. Yıldızlar onunla koyun koyuna... Çiçek açar Ege yakamozla. Mavisi başka, hikâyesi başka, huzuru bir başkadır.
      Ve Allah denizi yarattı. Sundu bize tüm enginliğiyle. Hüzünlenirsin içine hüzün katar, sevinirsin seni neşeyle kucaklar. İyi ki varsın deniz, iyi ki varsın…
      Mavi gözlüm, edalım, sonsuzluk şarkım, dert ortağım… Hiç yaşlanmayan, insanlığı kucaklamaktan bıkmayan. Vefalı dost, iyi ki varsın…


13 Mart 2015 Cuma

Böğürtlen Aromalı Sakız Çiğneyen Adam

Böğürtlen Aromalı Sakız Çiğneyen Adam

Aşk çok cins bir şey...

Yine hayallere sığındım ve ve hayaller kurarak uyudum. Ertesi gün, uyanışım bile tebessümlüydü. Gün ışığının yüzüme yansıyışından ilk kez şikayetci değildim. Önüme gelen herkese, her şeye "merhaba" dedim. Doğaya, esnafa, kediye, kuşa, müziklere, havaya, güneşe... Ona da "günaydın" dedim. Beni almaya geleceğini söyledikten sonra binbir telaş başladı. Ne giyeceğim, saçımı nasıl yapmalıyım? Heyecanım dinmiyordu. O bende hiç eksilmiyordu. Günden güne daha da artıyordu. Bunca güzel şeyin yanında yıkılmayan tabularm, yok olmayan korkularım da vardı. Ve bu durum bir çok şeye engeldi. En önemlisi de bilemediğin onca güzel yaşanılacak günlereydi. Hareketlerim hep temkinatlı, sözlerim seçici, bakışlarım kısa, gülüşlerim kasıtlıydı. O da bu durumun farkındaydı. Bazı bazı çaktırmadan da ifade etmeye çalışıyordu. Anlıyordum. Üzerime fazla baskı kurmamak için kısa kesiyordu. Arabayı kullanırken çiğnediği o sakızdan uzattı. Hiç tatmadığım böğürtlen aromalı sakızı sevmeye başlamıştım. Bir adam neleri değiştirmiyor ki? Aklını, fikrini, kurallarını, hayallerini, hayatını...
Telefonları yine susmuyordu. İş hayatı bu kadar yoğunken sırf beni görmek için zaman ayırması güzeldi. Bana insanlardan bahsederken, bıktığı o sahte yüzler ve hayatı anlatırken yüz ifadeleri ve gözleri her şeyi gösteriyordu. Samimiyetinden kuşkum yoktu. Yine de kendime oturttuğum, sıyrılamadığım kalıplarım vardı. Bunlardan nasıl vazgeçebilirdim bilemiyordum. Trafikte geçen zamanı her geçen gün daha da seviyordum. Yanımdaydı. Kokusu burnumda, sesi kulağımda... Trafiği fırsat bilip, araçların arasında güller satmaya çalışan çocuklar vardı. Biza doğru yaklaşıyordu. Önce gözlerime baktı, sonra çocuğa. Bordo renkteki gülleri topluca aldı ve kucağıma bıraktı. Yine aklımda isimsiz sorular, içimde bir temkin. Belirli konuşmalar sonrası sessizliğim yüzünden beni yanlış anladı ve hayatımdan uzun bir yolculuğa gidiş istikametinde yol aldı. İçimde kendimi ifade edememenin pişmanlığı vardı. Yüreğim yenilgi zaferini ilan etmişti. Karşılıklı konuşamamanın, yanlış anlaşılmaların, düzeltmemenin pişmanlığı çok ağır oluyor. Yürek bunu zamanla kaldıramıyor.
Günler, aylar geçti. Ses seda yoktu. Kulağıma insanlardan bir şeyler geliyordu. Yutkunuyordum. Susuyordum. Aylar artık gün gibi geliyordu, özlüyordum. Bunu söyleyememek can yakıyordu. Bir süre sonra öğrendim ki yıldırım nikahıyla evlenmiş...

Bazı hatalar gereği evlenmek zorunda kaldığını öğrendim. Bunu ilk duyduğumda gözlerimden akan yaşlar damla gibi değil, sel gibiydi. Yüreğimde aylardır yanlış anlaşılmanın pişmanlığı yük gibiydi. Sanki son durak gelmiş bu yükü indirmiştim. Artık kendi yoluma devam etmeliydim. Bu durakta başka otobüsü beklemeye gerek bile duymadım, kendim yürüyerek uzaklaştım. Uzun yolculuklara çıkmıştım...
Geçmişten kaçamazsın. Yıllar olsa da onunla geçirdiğin anıları unutamaz, anımsarsın. Kolay değildir. Bir beyaz araba görürsün, gözlerin plakaya odaklanır. Gül görürsün aklına ondan ilk aldığın gül gelir. Ismini duyarsın ve gönlün ses eder, hafif... Susar, dinlersin. Zaman acıyı süreli dindirir.
Konuşurken kekeler, heyecandan günün sonunda bırakmaya kıyamazdı. Sabah uyanıp dışarı çıktığımda onu arabanın içerisinde uyuyor vaziyette bulurdum. Gidemezdi. Aklından geçen her sürprizi özenle hazırlar, beğenmem için uğraşırdı. Bembeyaz arabasından inerken kapımı açar, "prenses" diye hitap ederdi. Haklıyken bile sırf ben kırılmayayım diye susar, konuyu bir şekilde değiştirirdi. Zamanımız trafikte geçerken radyoda çalan her şarkıyı bana ithaf söylerdi. Sevdiğini elalem duysun isterdi de ben sustururdum. Onunkusu aşktan öteydi belki de aşka ettiği ayıbı göremeyecek kadar kördü. Yanlış anlaşılmalar bir ömür boyu sürecek mutlulukları hüzne boğarken gerçeği öğrendiğinde geri gelme çabaları da neyin nesiydi?
Bugün alacağı güller o günlerin hissini vermeyecek. Bugün trafikte edilen muhabbet ve söylediği şarkılar aynı anlamı katmayacak. Bugün heyecandan kekelemeyecek. Bugün evli. Zamanlama hatalarına yenik düşen ise biziz. Ve artık o biz bir sen ve bir ayrı ben eder.

// Nuray Şahin - Gün Gibi Yeniden

Fotoğraf: Nuray Şahin

Hep Bir Yerlere Geç Kaldın

...Hep bir yerlere geç kaldın...
Sevmeye... Sevilmeye... Seni seviyorum demeye... 
İşe, özür dilemeye, yemeğe, dinlemeye, sürprizlere...
Bir de zaman vardı akıp giden, yaşanılmayan mutluluklar vardı düşününce huzura eriştiren... Bir yanım eksik seni bekleyişlerim zamanın unutkan koynunda erirken saat ne tam oldu ne de sen ile ben bir biz...

...Ama Hep Sevdik


Seninle hep birbirimizi özleyeceğiz…

Kavuşmak isteyip, duvar kenarlarında ağlayacağız…

Elimizi sıkacak, gözyaşlarımıza hâkim olamayacağız…

Arkadaş sohbetlerinde, aklımız fikrimiz ‘bizde’ olacak, ‘Ne demiştin?’ diye tekrarlayacağız…

Aslında ikimizde çok sevdik.
İkimizde derinlemesine yaralandık…
Birbirimizi anlamadık. Dinlemedik…
Zaten dinlemeden de anlayamazdık…
Biz de;
Dinlemedik…
Anlamadık…
Ama hep sevdik…
Özledik…
Pişmandık…

Tanışmamızı hatırlıyorum da, tesadüflerde hep bir mantık gizli. Yaşanan günleri de anımsayınca anılar ne denli sevimli bazen de sinirli…

       Bir sigara yakıp arabayı başka bir yola doğru sürdüm… Gözlerim otostop çeken bir adama takıldı. Yavaşladım ve durdum. Yıllar zincirinden ne kadar geçmiş olsak da onu tekrar göreceğim aklıma gelmezdi. Yanlış zamanda gelen ve erken biten ağır bir ilişkinin kötü karakteri… Eski sevgilim. Ona ‘eski’ demek, yıllara meydan okumaktan öte, savaşıp cephe açtığım ve sadece kendimi harap ettiğim anlara hüküm aslında.
Ona hitabım ayrılıktan sonra dağınıklı saçlı adam  olarak kaldı. Ayrılığımızın ardından saçlarını biraz daha kestirmişti. Kahverengi bilekliğini hiç çıkarmazdı. Yine kolundaydı. Dağınık saçlı adam, beni evine davet ettiği o gece, kendimde değildim. Lacivert takım elbisesiyle beni büyülemişti. Tıpkı eski günlerde meyhanede içip, bana anlattığı hikâyelerdeki dinlemeyişim gibi gözlerine dalıp durdum... Kısacık saniyeler süren bir düelloda karşı karşıyaydık. Konuşmadık. Sustuk. Silahlarımızı çıkarmadık. Sadece gözlerimizin içine baktık. Bir şeyler söylemeye ne onun dili, ne de benim dilim vardı. Dudakları dayanamadı ve maziyi deşerek söylendi,  tüm anıları yüzüme vurarak… Cümleleri sertleşti. Ne sözlerine sahip çıkabildi, ne de gözyaşlarına… Sihirli cümleleri içime işledikçe işledi. Gözlerimin önünde binlerce kez öldü sanki… Onunla yaşanmamış bir masalın kahramanıydık. Ne denli bitireceğimiz belli değildi.  Son dakika anlarını yaşardık. Şimdi hatırlıyorum da bu karşımda duran beden, beni etkilemiş cidden…

‘Çık!’ dedi. Çantamı aldığım gibi çıkacak olmam aniydi.

‘Dur!’ dedi. Bir şey demeyecek misin edasında öylece baktı.

Ne diyebilirdim ki çık’arsızca…

‘O adamla mutlu musun?’

- Senden sonra hayatıma dağınık saçlı bir adam girmedi. Gidince haber vermeyen, aylarca gelmeyen biri olmadı. Kötü bir karakterdin sen sevgilim. Gizemliliğinle kaybolur, eşsiz bilinmezliğinde uçardın. Beni umursamaz, yok sayardın. Biz, ‘biz’dik ama mutlu olamıyorduk. Birbirimizi ‘biz’ var diye ezberlettirip, tartışmalarımızda canlandırıyorduk.

‘Affet beni… Yanıma gel, Benimle burada kal. Ondan vazgeç. Bensiz sanki mutlusun…’


Biz onunla boş/andık. Sadece boş andık…

Duygular Zinciri

...Sevgiye, sevgiliye duyulan hisler ve emek gün gelir hakedilmediğince harcanılırsa, işte o vakit hemen ardından haykırılan isyanlar sonrası da bu zincir oluşur. Sevgiyi hissedersin ve sonradan anladığın gereksiz sebepler yüzünden yok olup giden hislere tekrar hâkim olamazsın. Bu içinizi yakar ve ardından pişmanlık sarar. Ve hemen ardından doğan umutlarla gün gibi yeniden deme vaktidir...
                                                                          *   *   *

ŞÜPHE…
Duygular zincirindeki bu duygu, yüreği kemirendir. Aynı zamanda beyni en çok meşgul eden. Kanıt, sebep, başrol… Aranan bu durumların kişiyi sürüklediği vaziyet, kendi iç dünyasında verdiği savaş nedeniyle göremediği bir durumdur. Olumsuz duyguların ilk verdiği hasar beyinen bencillikken, bedenen körlüktür. (mecazen)

NEFRET…
Onsuz olunur mu hiç? O’nsuz olunmaz elbette.
Kalbini delik deşik ediyorsa o insan, canından canlar çekiştirip umurunda olmayacak kadar hadsiz durumlardaysa nefretin ne kadar olursa olsun aşkın da halen vardır. O gidince aşk biter, nefret başlar zannedersin. Oysa en büyük yanılgı payını yaratırsın. Duygular zincirinde yer alan aşkın hemen ardından nefret gelir. Aşkın serüveni yaşanırken kopukluk gösteren kişiye duyulur. Nefretin ardından hazmedilemeyen hisler var olur. Ve bunlar yerini, yurdunu, zamanını bilmeyen hislerdir. Çat kapı gelenlerden.

KİN…
Bu duygu kişiye en çok zarar verenlerdendir. Sürekli geçmişe bağımlı yaşıyorsa kişi, affetmek nedir bilmez. Bu duyguyu düşünemez dahi. O anki fikri intikam, öç, kendini kanıtlama isteğidir. Mazide yaşadığı durumu sürekli hatırlıyorsa, bunu yürek daimlik gibi görür. Oysa her şeyin sonu vardır. Kiminin vadesi uzundur, kiminin kısa. Bu duyguda vadeyi uzatmak can sıkar. Zaman zaman kişilikten bağımsız olarak ortaya çıkan düşünceleri kafasından atmayı başaramayanların durumu hastalık, takıntı haline kadar ilerleyebilir. Olumsuz duygulardan kurtulmanın en iyi yolu, beyni devreye sokmaktır.

PİŞMANLIK…
Oysa insan hemen hemen bu duyguyu yaşayacağını biliyordu. Önceden hep planını yapmak istemiş, bir türlü yapamamıştır. Fakat dersini çıkardıktan sonra kararlarını almıştır. Oysa hayatın içinde yaşadığı durumlar sebebiyle fark etmesi mümkün değildir. İnsan tek bir şeye odaklanma gücüne sahiptir. Pişmanlığı her insan yaşar. Ve zamanla anar.

YENİ SAYFA FİKRİ…
Hassasiyetinizi bir kenara bırakıp, yaşadıklarınızı gözler önüne serin ve alacağınız kararları yaşatın.

*   *   *

Jack London Gibi...

       
Okuyarak, düşünerek, sorgulayarak kendinizi yeniden yaratabilirsiniz... Siz bu güce sahipsiniz. Bunun edebiyatımızda da örnekleri vardır. Jack London gibi. Jack London yoksulluk içerisinde geçirdiği çocukluk yıllarından itibaren öğrenmek için dünyaya geldiğini düşündüğü için tüm yaşamı boyunca sürekli okudu. Okuma ve öğrenme aşkı onun dünya çapında beğenilen ve çok okunan bir yazar olmasını sağladı.